MISIRLILARIN EĞİTMENİ
Mısır denilince akla hemen "gizem" sözcüğü geliyor ister istemez. Dünya üzerinde bu sözcükle birlikte anılan (daha doğrusu bu sözcüğün içerdiği anlamı bu derece hak eden) başka bir kadim uygarlık yoktur sanırım... Giza ve Karnak'ın oldukça ağır ve süslü ihtişamı, insanda ürkütücü bir hayranlık duygusu uyandırıyor. İnsana sessizce ve sanki küçümserce tepeden bakan bulvarlarda yürürken, bu ifadesiz ve devasa yapılar karşısında biraz korku biraz da acizlik hissine kapılıyorsunuz. Bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir korku bu... Bu yapıları yapan kişileri düşünemiyorsunuz bile ve kendinizle hiçbir yakınlık kuramıyorsunuz... Tıpkı Metropolitan Müzesinde Kraliçe Hatşepsut'u gördüğünüzde ısınamamanız gibi. Nedensiz bir ürperti kaplıyor bedeninizi... Sakkara ise bu açıdan daha sıcak geliyor insana. Buradaki taş yapılarda modern mimarinin gökdelenlerde kullandığı temiz ve düz çizgilere rastlıyorsunuz. Sütün ve koridorlar klasik Yunan tarzını hatırlatıyor önceleri ama Yunanlıların bu tür yapılar yapmaya en az iki bin yıl sonra başladığını hatırladığınızda önünüzdeki yapılardaki orijinalliği de fark ediyorsunuz... Sakkara; Mısır'ın olgunluk ya da çöküş yıllarının eseri değildir. Ufak kavimlerden meydana gelen ve dev yapıları birdenbire inşa etmeye karar veren genç bir kültürün eseridir. Mısır'ın ilk ve en güzel piramitleri de bu devirde yapılmaya başlanmıştır tahminen... Ve bunu izleyen üç bin yıl içinde yapılan bütün sanat eserlerinin de tarzını belirleyen, onlara ilham kaynağı olan bir devirdi bu... Mısır tarihi incelendiğinde, ilerlemenin sanıldığı gibi aşama aşama değil de, bir anda oluşuverdiğini hayretle anlıyor insan. Birkaç yüz yıl içersinde araçlar, teknik mimari, tıp ve astronomi gelişiveriyor Mısır'da. Sanki başka bir yerden transfer edilmiş gibi... Bu da ortaya oldukça garip bir durum çıkartıyor ve tüm gözlerin buraya çevrilmesine neden oluyor... Ve bu karmaşada kuşkusuz bir kişinin ismi hemen öne çıkıveriyor... "Imhotep" Bu kişilik yaptıklarıyla (kendisini) bir kral ya da kahraman değil, bir bilim adamı ve sanatçı olarak düşünmeye zorluyor bizi.... Mısır'da Imhotep dünyanın ilk mühendisi olarak biliniyor. Aynı zaman da çok iyi bir yönetici ve doktor... Sonraki nesiller tarafından tanrılaştırılmasına şaşmamak gerek. Güneşte pişmiş tuğladan başka malzeme kullanmayı bilmeyen insanlar, Imhotep'ten öğrendikleri tekniklerle gelişmiş stillerde dev yapılar inşa etmeye başlıyorlar. M.Ö. 300 yıllarında yaşayan Manetho adlı bir Mısır rahibi yazdığı firavunlar tarihinde bahseder Imhotep'ten. Imhotep burada yazılanlara göre yontulmuş taşlarla inşaatın kaşifidir ve yazıyı da geliştirmiştir. Yunanlılar'da kendisini olmasa bile en azından adını biliyorlardı Imhotep'in ve ona Imouthes diyorlardı. Onu kendi tıp tanrıları ile bir tutmuşlardı. Yunanlı ve Mısırlı katipler, yazı yazdıklarında son damlayı Imhotep için dökerlerdi... 1926 yılında Imhotep'in efsane olmayıp gerçekten yaşadığı anlaşılmıştı. Sakkara civarında firavun Zoser'in bir heykeli bulunmuştu. Heykelin kaidesinde Imhotep'in adı ve rütbeleri bulunmaktaydı. Bütün büyük eserlerin firavunlara atfedildiği bir ülkede (hem de bir firavun heykelinde) bir insanın adının geçmesinin oldukça büyük bir onur olduğu kuşku götürmez bir gerçektir. Böylece tüm dünya Sakkara'daki ünlü basamaklı piramidi Imhotep'in yaptığını öğrenmiş olmuştu. Imhotep ayrıca mimar olduğu kadar da doktor ve devlet adamıydı. Ülkenin en yetenekli doktoru olduğu açıkça belirtilmiştir. Eski yazılar Imhotep'in Memfis'in dışında sonradan kutsal ilan edilen bir yapı inşa ettiğinden bahsederler. Tapınak ve sanatoryum karışımı bir yer olan buraya Mısır'ın dört bir yanından iyileşmek isteyen hastalar akın etmişlerdir. Ayrıca Imhotep'in yardımcılarının yönettiği bir tıp okulu da bulunmaktaydı. Yetişen doktorlar ilk tecrübelerini burada yapmaktaydılar. Bundan daha önce dünyanın hiçbir yerinde tıp konusunda eğitim verildiğine dair bir belge bulunamamıştır. Tıbba ait bilgilerin yazılı olduğu pek çok papirüs vardır. Bunların içersinde en çok bilineni beş metre uzunluğunda olan ve Edwin Smith'in bulduğu papirüstür ve yazılı ilk tıp kitabı olarak bilinir. Bu papirüste tıp konusuna gayet ciddi bir yaklaşım olduğu görülmektedir. Kafatası çatlaklarından, omurilik incinmelerine kadar kırk sekiz ayrı ameliyat vakasının anlatıldığı bu papirüs gerçekten eşsizdir. Hatta her vaka; ilk teşhis, muayene, teşhis ve tedavi şeklinde bir sıra takip eder. Ayrıca kullanılan ilaçlar hakkında dipnotlar bile mevcuttur... Anatomi bilgini Warren Dewson papirüsü inceleyerek Mısırlıların beynin bir bölümünde oluşan rahatsızlığın vücudun diğer uzuvlarını da etkilediğini bildikleri sonucunu çıkarmıştı. Papirüste sözü edilen diğer bazı tedaviler ise şunlardır: "Çıkıkların yerleştirilmesi, alçılarla kırık tedavisi, pens, dikiş ve bilinmeyen bir yapışkan madde yardımıyla açık yaraların kapatılması..." Genç bir uygarlık bu kadar kısa bir süre zarfında bu derece ayrıntılı tıbbi bilgileri nereden öğrenmişti acaba..? Ebers papirüsünde ise yılan sokmalarından, doğum sancılarına kadar pek çok şeye iyi gelen yedi yüze yakın ilacın adı yazılıdır. Imhotep bütün bu tıp bilgisini Mısır'a getirmiş olsa da olmasa da, Mısır halkı onu bütün zamanların en büyük doktoru olarak tanımıştı. Yüzlerce bronz heykelciği kazılarda ele geçmiştir. Bu heykelcikler onu bir tanrı olarak değil, üzerinde önlüğü, ayağında sandaletleri ve elinde bir papirüs ile bilge bir kişi olarak göstermektedir. Ne kadar garip olursa olsun Imhotep'e ait bir mezar bulunamamıştır. Sakkara civarında yapılan tüm kazılarda bir mezar aranmı��t��r ama çalışmalar bir sonuç vermemiştir. İşin ilginç yanı ölümünden bahseden bir yazıtın da olmamasıdır. Viracocha, Qetzalcoatl ve Kukulcan gibi bir kişilik geliyor akla ister istemez...
